Şiirler En Güzel Aşk Şiirleri Aşk Sözleri Aşk Şiiri - En Güzel Aşk Şiirleri Şiirler Aşk Şiirleri Aşk Sözleri Aşk Mesajları Güzel Sözler Asker Şiirleri Hasret Şiirleri Özlem Şiirleri Ayrılık Şiirleri Aşk Yazıları Resimli Şiirler Sesli Şiirler Doğum Günü Doğum Günü Mesajları
   ŞiiR Ekle ¦ Rastgele ŞiiR ¦ Tüm Şiirler ¦ En Yeni 10 ¦ En Popüler 10   
 
  Kuyruklu Yıldız

Okunma : 16   

‘Kuyruklu Yıldız…’

Elinde mi kalacaktı gülüşün
Bir selam,
Bir merhaba çok mu…?
Sence bu aleme gelişin
Sevgiden, aşktan yana
Bir hikmeti yok mu?

Küs müsün aynaya
Cesaretin mi yok
Zamanla saklambaç oynamaya?
İstersen bir bak yeni doğan aya
Parlak mı eskisi kadar
Ya yıldızlar
Niye gecelerine
Göz kırpmıyorlar?

Sen bilmezsin Canım!
Toprak damlı evlerin tepesinde yatmadın
Sabah kahvaltılarında nasıl da kokardı otlu ekmek
Belki de hiç tatmadın!
Sanırım kuyruklu yıldız lafını sadece kitaplarda okudun
Bense her gece yıldızları saydım
Damdaki yatağımda büzülürken korkudan
“Çarpacak bir gün bize Yarabbim!
Sen koru azabından…”
Diye dualar ederken babam…

Ahh!
Bir bilsen,
Ne kuyruklu yıldızlar geldi geçti gecelerimden
Hiçbiri çarpmadı!
Hiçbir sevdam senin yaşattığını
Bana yaşatmadı!
  Şair : Mehmet Kaplan Tarih : 11.03.2011 
  İstanbul Geceleri

Okunma : 23   

Kaldırıma oturup, yollarını bekledim
Gelmeyeceksin diye hep endişe taşıdım,
Her geçen dakikaya yenisini ekledim,
Soğuktu İstanbul’un geceleri üşüdüm,

Bu son gidişin var ya yüreğime tak etti,
Bir gecede simsiyah saçlarımı ak etti,
Kurduğum hayalleri düşlerimi yok etti,
Soğuktu İstanbul’un geceleri üşüdüm,

Bardağı taşıran son damlayı da bıraktın,
Ele yakın olurken, neden bana ıraktın,
Hani ben hep ustandım sen yanımda çıraktın
Soğuktu İstanbul’un geceleri üşüdüm,

Hasreti bu gecede gözlerime yükledim,
Özlem mi bu öfkemi yüreğimi yokladım,
Son bir sigaram kaldı gelişine sakladım,
Soğuktu İstanbul’un geceleri üşüdüm,

Artık umutlarımı ipe dizdin vefasız,
Acımadan derimi soyup yüzdün vefasız,
Canımı çok acıttın yine üzdün vefasız,
Soğuktu İstanbul’un geceleri üşüdüm,
  Şair : Açelya Tarih : 11.03.2011 
  Eğer

Okunma : 28   

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde ‘onca ayrılığın birinci dereceden failidir’ denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse…

Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!

CAN YÜCEL
  Şair : Can Yücel Tarih : 08.03.2011 
  Bildiğin Gibi Değil

Okunma : 14   

Bizi bilirsin;
avuçla su içmeyi
marifet biliriz,
yenilmeyi bir de
kendi sahamızda…

bizi bilirsin;
saçımızı ıslatmayı fiyaka biliriz,
limonla!
tesbih yaparız,
düş kırıklarından..

bizi bilirsin;
ağzının içinde oturmak isteriz
ve rutubetin en yakıştığı yer biliriz
ağzını…

bizi bilirsin;
yaşamak biliriz,
vademiz dolduğunda
avuçlarında gömülmeyi…
  Şair : YILMAZ ERDOĞAN Tarih : 08.03.2011 
  Bir Mevsimin Acı Gerçekleri

Okunma : 14   

Bir tek dileğim var mutlu ol yeter” sözünün
bir kamyon yükü
anlam taşıdığı günlerdi

Kaldırımlar toz ve kağıt topakları
Ankara’nın
Ankara’nın sonbahar yaprakları
ayvalar sarı
hüzünler olgun
yaz yorgunu gövdeler serili betonlarda

Ben yanımda çok acıklı
epey yol üstü sözler getirmiştim.
“Sanki terk edilmiş bir viraneyim
her yanım dağılmış yıkılmışım ben”

Okul önlük mevsimi
ve kaplanması kitapların
cumhuriyet gazetesiyle
bir ön beslenme çantası kompleksi
malum şu otlu peynir meselesi

Saçlarını süt mısırı örgü yapmış
bir al yüz koca göz görüyorum.
Sanki o tehlikeli yolun başındayım
Aşk’a geliyorum!
ama yanıma hep
köy zılgıtlı sözler almışım
arabesk kalıyorum
her kent soylu aşkın karşısında
“Bir kulunu çok sevdim” diyorum
“O beni hiç sevmiyor” diyorum
“Kalbimi ona verdim
artık geri vermiyor” diyorum.
  Şair : YILMAZ ERDOĞAN Tarih : 08.03.2011 
  DENIZ GOZLUM.

Okunma : 28   

Seni neycun sevirem men hec ozum de bilmirem.
Bildiyim bir heqiqet ki,
Gozlerini DENIZ bilib,
'O,denizde batiram men.
Boguluram o gozlerde,qerq oluram.
Qurtulmaqcun sessiz sahil ve birde liman axtariram.
Ne sahil var,ne de liman?!
Ne de gemi kecir burdan?!
Tek qaliram,boguluram.
Su icinde suya hesret odlaniram.
Senin DENIZ GOZLERINDE bata-bata yene seni axtariram!
Axi nedir seni menden ayri salan?
Sen yanimda olsan bele,meni sene hesret qoyan?
Axi nedir o sebeb ki,elcatmazi sevir insan?
...Indi bildim,seni neycun sevirem men!
Sen icimde el catmayan,un yetmeyen bir ummansan.
O ummanda boguluram.
Demek gulum,heqiqetde
Senin deniz gozunde yox,
Icimdeki ,SEN' icinde batiram men.
...Ve belece bata-bata
ancaq seni sevirem men.
Oluncede seveceyem!
Sonsuzadek sevgi deye,
Yalniz seni bileceyem.
SENIN DENIZ GOZLERINDE-
Bataraqda oleceyem
  Şair : GULNAR AZERI Tarih : 25.01.2009 
  GULNAR AZERI

Okunma : 30   

Bir gun men seni gordum.
Salam vermek istedim
Uzunu yana tutdun.
Soyle illerden beri
Qelbimizin bir deyib,
Bir vurdugu illeri.
Axi ne tez unutdun?
Alti ay gozumuzden
Axan o qanli seller
BIR SALAMA DEYMEDI?
Bir gunluk hesretime
Doze bileyen gulum
Bes ne oldu bu hesret
BIR SALAMA DEYMEDI?
Sen neyledin bir dusun?
Yalniz indi anladim.
Ah sen daha menimcun,
El catmaz bir ciceksen.
Yasanmis gunlerim tek
Geri donmeyeceksen.
  Şair : BIR salama deymedi? Tarih : 25.01.2009 
  Ağırdır Kusurlu Bir Hayatı Taşımak

Okunma : 26   

İz sürdüm ardımsıra
Kendimden başka öç alacak kimse yok
Silahlar,ölümler kuşanıp düştüm yola
Kendimi taşıran öfkem ki coşkun
Döküldü sularını aşarak kavgamın.
Yayıldı intikam kokusu,yine mi köpürdü sularım
Dağlar yine mi hareketlendi ufka
Ki ben ne zaman baksam bir dağa mutlaka sırtını yaslar bana.
Adım adım yakınlıktır kendime;
Koyunun yüzüme vuruşu gün batımı,
Saçlarımın bu pervasız büklüm büklüm savruluşu
-gece savurur saçları-
(koştum koştum da bir akşamları han ettim kendime)
Ama artık engel tanımaz oldu yüreğim
Değil midir ki karşı koyamaz hiçbirşey
Çatallaşmışsa aklın ve hırsın yolu ve tabii ki öfkenin
Yorulmaz adımlarım imkan yok
İhtimaller uzak vazgeçişime.
Uykusuz geçilmeli dsağlar dolanan yollar
Ölümün sancısına,acısı çekilmeden varılmalı
Her ölüm yeni bir hayat doğurur
Ölmeden bir kere yaşamalı
Ve kendi sandalyesine insan kendisi vurmalı.
Bağlarımı koparmaya çalışıyorum
Yavaşlatıyorlar beni
Cesaret ister insanın kendisini sevmemesi
Çekinir kendisine çamur bulaştırmaktan
Beni bu bağlıyor olabilir
Bağımın varlığından haberdarım
Kendimi sallandıracak ipi bulamıyorum
Bulmak nedir?
Nedir ki yüceliği hayat uğruna tüketilir?
Bir o kadar anlam katar hayata
Bir kere ismim adandı buna.
Bir yanımdan tutuşturup rüzgara bulanmış bedenimi
Bir yanımdan rüzgar çağırdım
Ne yanılmak bildim,ne elime tutuşturulacağını bitmenin meşalesinin.
Ömrüm önceki anımın sonrakine etkisidir
Kırılmış bir kalemin hükmüdür benim ömrüm.
Ne ağır yükmüş bu taşıdığım hoyrat başım
Suçu kaldı üstüme kan kokmanın
Oysa ben kanatmadım hiçbir yerimi,yine de kendimedir savunmasızlığım.
Gözlerim birbirini kandırmalara ayna oldu
Görmedim,gösterildi.
Başım sağ(olmaz olsun)
Şafağı dahi iz bıraktırdı tenimde,belgesidir tutkunluğun.
Bunca zamandır,baş aşağı sarkışımdan bu yana
Savunarak tek doğru olduğumu
Yanılgımı kendime korunak yaptım
Itır kokusunu da bilmedim,şafak kızılığını da
Yürümeyi bile öğrenmeden,çiçek tarlalarının içinde yaşananları umursadığımı söyleyerek koşmam da yalandı.
Yanlış çabuk kabulleniliyor,doğru süründürüyor
Ne yazık ki bir kere ölecek kadar cesur değildim
Bin kere ölüp gereksiz uğruna
Doğruya ölemedim,süründüm,ya da öyle göründüm.
Şimdi;
Döke döke yaşadığım zamanlarımı,yanlışlarımı,yalanlarımı,
hata ile savunduklarımı
Toplayarak ardımsıra gidiyorum
Yaşadığım saçmalıklar öyle uzak ki gerçeğime
Gerçek ile yetişebilecek miyim saçmalığıma bilemiyorum...


Abdullah Karasoy
  Şair : Abdullah Karasoy Tarih : 31.12.2008 
  Bir sebebi yoktu hiçbir zaman da olmadı!

Okunma : 35   

Hayat bize en çok acımasız yanını gösterdi…
Bileklerimiz kendi kendimize keserken akan kanın girdabında yok oldu bütün umutlarımız…
Hiç bir zaman istenilenin doğrultusunda gitmediği gibi istenilenden farklıda değildi yaşanılan…

İstedin geldin, istedin gittin…
Gelip gidişlerinde çıkaramadığım sesim ile üzerime yıktığın bütün her şeyin bedeli ödemiyordu hayat bilmediğin çok şey vardı öğrenmeyi de reddettiğin…
Ne ona ne de bana inancın yoktu…
Korkusuzdun ya korkudan dizlerinin titrediğini biliyor olmak bana ayrıcalık sağlamıyordu daha çok ben veriyordum sana korkularını yenmen adına ama sana verdikçe kendimi ben yok oluyordum…
Soluklarımın kesildiği zamanlar oluyordu, senin yaralarını sararken kendi yaralarımın derinliğinde kaybolduğumu unuttuğum zamanlar, geçti sandığım ama kapanmayan yaralar, bitti sandığım ama bitmeyen kabuslar…
Dokunmak istediğim bir ten, içimde anlam veremediğim o tutkunun sahibiydin…
Tenine ne zaman şahit olsam içimde akıp giden bu umarsız gerçeğin ismini koyamazdım…
Dudaklarına yapışıp saatlerce öpme hissinden kendimi alıkoyamazdım…
Bilmediğim o şeyin, içimdeki bu ateşin peşinde bir ömrü feda edişimin farkına varamıyor olduğumu anladığımda geç doğan sabahtan şikayetçiydim..
Yine bahaneler uydurup yine kendime avuntusal gerçeklikler yaratıyordum…
Kendi savaşımda yenik düşüyordum…
Ne zaman konuşmak istesem sessiz susuşların vardı ve ben o susuşları hiç sevmiyordum…
Korkuyordun!
Gitme demek o kadar zordu ki senin için kaçıyordun…
Canım acıyordu…
Ruhum ölüyordu…
Rengim soluyordu…
İçimdeki bu his büyürken ben ölüyordum!



Avuçlarımda bırakılmış izler vardı geçmişten…
Bütün konuşmalarımda seni anlatıyor bütün susuşlarımda seni susuyordum ama sen hep o görmezden gelişlerinde yok ediyordun ruhun(m)u….
Ne çok yalan vardı hayatımda, ne çok yersiz siluet, ne çok anlatılması güç his…
Yaşanmışlığın kelime oyunuydu(n)…
Hayatıma damgasını vuran o şeyin başrol oyuncusuydu(n)…
Bendin, sendin…



Aklım uç köşelerine notlar bırakıyordum…
İsmini yazıyordum…
Fotoğraf makinemin arka yüzünde seni izliyordum…
Karelere sığdırdığım derinliğinde senli hikayeler yazıp içine benler katıyordum…
Beni sana ait seni bana ait kılıyordum…
Yine seni seviyor, yine aynı kuyunun derinliklerinde yüzüyordum!

.....




http://tanura.sosyomat.com/blog/2531225
  Şair : ... Tarih : 25.12.2008 
  HİSSETMEK

Okunma : 31   



Bir dokunuştur hissetmek
İçinizdeki ürperti, sevinç çığlıktır
Nedenini bilmediğiniz acıdır
Nurunuza buse konduran aralıktır belki

Utanmaktır nara atmaktır
Rüzgarda saçları taratmaktır
Aranızdaki gizli ruhtur
Kırlarda bayırlarda koşmaktır
Belki de yüzünüzdeki tebessümdür
HİSSETMEK

  Şair : Serkan ÇAYIROĞLU Tarih : 07.12.2008 
Toplam Şiir Sayısı : 961

ŞiiR Ara